27 Haziran 2007 Çarşamba

Gece

Yazın en sevdiğim yanlarından biri gece balkonda oturup bir yandan dergilere göz atmak, bir yandan bu konuda da yazayım diyerek not almak ve bir yandan da yeni yeni iş fikirleri üretmek ve üzerinde düşünmek...

Dün gece saat 2 sularıydı. Feci bir sıcak vardı ve yatıp uyumak namümkündü. O yüzden yine balkondaki yerimi aldım ve yukarıda belirttiğim rutin işleri gerçekleştirdim.

Her akşam balkonda otururken insan ister istemez etrafı da izliyor ve görüyorsunuz ki alışkanlıkları olan sadece siz değilsiniz.

Alışkanlıklara tekrardan değineceğim. O zamana kadar alışkanlıklarınızın keyfini çıkartın.

18 Haziran 2007 Pazartesi

Gariptir insanoğlu

Diğer canlılardan farklı olarak kendi koyduğumuz kurallar içerisinde hayatımızı sürdürürüz. Bir kedi, bir köpek ya da bir bitki kendine kural koyamaz. Onların kuralları, oyundaki yerleri, rolleri kendilerine sorulmadan belirlenmiştir ve bu kuralları bozmak gibi bir yetenekleri de yoktur. Böyle bir şans tanınmamıştır onlara. Doğarlar, öğrenirler ve uygularlar. Fakat insanoğlu farklıdır. Doğar, öğrenir, uygular ve üretir. Dolayısı ile bir sonraki nesil bir önceki neslin ürettiği bilgi ve kurallarla hayata başlar, fakat diğer canlılardan farklı olarak, öğrendikleri yapıları sorgular, kendilerince yorumlar ve kullanımı fayda sağlamayan yapıları yok eder, değiştirir veya yeniler. Sonuç olarak bir önceki nesilin kurallarından, sistemlerinden farklı yapılara geçişi sağlar. Sonsuz boyutlu uzayında, kendisini yepyeni bir düzleme oturtur.

Garip olan ne mi? Söyleyeyim. Artık yeni düzlemler üretme işini yapabilecek kendinden başka yapılar arayışında olan bir varlıktır insanoğlu. Garip değil mi?

Gariplik Kimde?

Düşünüyorum, düşünüyorum da bazen işin içinden çıkamıyorum. Anlayamıyorum, kavrayamıyorum. Birşeyi anlamak için önce o her ne ise onunla aynı düzlemi paylaşıyor olmamız gerekir. Aynı düzlemde olmadıkça anlamak da namümkün. Mesela, ebevnlerimizin çocukları olarak biz onları onlar da bizleri anlamıyorlar. Zengin yoksulu, yoksul da zengini anlamıyor. Bürokratlar siyasetçileri, siyasetçiler de bürokratları anlamıyor. Deliler akıllıları, akıllılar da delileri anlamıyor. Anlayamazlar da. Anlamaları için aynı düzlemde yer almaları gerekir. Aynı ya da paralel düzlemlerde yer almadıkça birinin normali diğerinin normali ile örtüşmeyecektir, aynı doğrultuda yer almayacaktır. Çatışmalar, uyumsuzluklar, kişilik bozuklukları hep bu normaller arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanıyor. Sonuç olarak, bir toplulukta uyumu sağlamak için öncelikle normalleri eşitlemek gerekir, bu topluluk ister iki kişiden oluşsun isterse 6 milyar.

Bunun üzerine gelecek soru şöyle olmalı; uyumu sağlamanın bir bedeli var mıdır? Varsa nedir? Ve de buna değer mi?